30 Temmuz 2011 Cumartesi

Yumurtadan Civciv Çıkartan Sorular; TOP 10 !

Bazı sorular var ki gerçekten sorulduğunda 'hassiktir' diye düşünsem de kaçış yolunu bulamadan cevaplamak zorunda kalıyorum.. İşte ben o sorulardan, ÖSS'den de, finallerden de nefret ettiğimden daha çok nefret ediyorum! Ama gelin görün ki her gün en az birine de kesin maruz kalıyorum.. Şöyle bir nefes alıyorum, içimden sövüyorum ve cevap vermeye çalışırken sövmeye devam ediyorum.. Yani haberiniz olsun, aslında hepinize devamlı sövüyorum...

Mesela en kötülerinden bir tanesi ve beni en çok zorlayan soru: 'Baban ne iş yapıyor?' Allah da kahretsin o soruyu, doktor mühendis gibi bir şey değil ki tek kelimeyle cevap vereyim. Soru bir kere sorulmuştur ve gözümün içine bakıyordur soruyu soran hıyar cevap vermem için. Çaresizce düşündükten sonra başlıyorum anlatmaya çalışmaya : 'Immm ya yurt dışından granit getiriyo, hem piyasaya veriyo hem de kendisi inşaatlarla da ilgilendiğinden inşaatlarda da kullanıyo' Bunları anlatmaya çalışırken yeteri kadar çırpınmışımdır ki en boktan soruyu sorarlar hemen ardından: 'müteahhit mi yani?' ve benim için daha zor anlar başlar : 'yok ya öyle değil, kaba inşaatı başkaları yapıyo, babam dışını içini yaptırıyo, güzelleştiriyo ya böyle dizayn gibi, yani mimarla falan çalışıyo işte nebiliyim ya aman öyle bir şeyler işte ofh!'' Bana bu isyanı yaşatmanıza ne gerek var? Size ne benim babamın ne iş yaptığından! Hayır zaten anlatamıyorum, yarım yamalak öğrendiğin bu bilgi senin ne işine yarayacak ben onu merak ediyorum. Aslında ben anlatmaya başladığımda soran da pişman oluyo sorduğuna farkındayım ama ok yaydan çıkmış oluyo bir kere... TDK size sesleniyorum, bir el atın da şu babamın işine de tek kelimelik bir isim bulun be gözünüzü seveyim..

İkinci sırada gelen soru da kesinlikle 'Nerelisin?' On senelik arkadaşıma bile bir kere olsun sormamışımdır bu soruyu. Sanane abi nereliyim, burada yaşıyorum işte neyin peşindesin yani? Hayır bir de cevabı da beğenmezler  bu tür meraklı tipler. İstanbulluyum derim burun kıvırır ve sıradaki sinir bozucu soruda orada gelir: 'Bırak İstanbulu aslen nerelisin?' Ananın amından geliyorum töbeeeee... Yine başlıyorum kendimce çırpınarak anlatmaya 'Ya ben burda doğdum büyüdüm, babam da burda doğmuş büyümüş, zamanında dedemler Erzurumdan göçmüş gelmiş ama hiç alakamız yok ki orayla, babam da gitmez biz de. Neden Erzurumluyum diyim ki? Benim memleketim Kadıköy, kimliğimde de öyle yazıyo!' Bana şu kadar dili döktürünce başı göğe mi eriyo bilmiyorum ama sonunda cevaptan tatmin oluyorlar sanırım. Bu aralar da başka bir akın gelişti. Beni İranlılara, Hintlilere, Azerilere benzeten çok oldu da son bir iki haftadır yaklaşık 50 kişi Erzincanlımısın diye sordu. Acaba küfür gibi bir şey mi ki ben anlamadım?

Sıralama yaptığımızda üçüncü sıraya da kesinlikle, bir şey hakkında konuşurken birden lafımı keserek sorulan 'Burcun ne?' sorusu yerleşir. Lafım kesilmiştir zaten bi şalter atmıştır, ya sabır der 'KOÇ!' diyerek lafımı anlatmaya devam ederim ki o densiz tekrar 'aaaaa yükselenin ne peki?' diye devam eder. Yükselenine sokiyim senin bakışını atarak 'O da koç!' derim ki o anda zaten konu piç olmuştur, artık burçlar hakkında geyik dönmeye başlamıştır, geçmiş olsun. Aman ne boş konuşur herkes, yok akreplerin Allah belasını versin, yok ikizler dengesiz, yok bir daha ki sevgilim şu burçtan olsun falan böyle uzar gider de bitmez bir türlü. Yav tamam burç güzel şey de evde internetten kendininkini açıp bakınca güzel, sanane elalemin burcundan, banane senin sevgilinin burcundan! İnsanlar işte garib olay...

Dördüncü sırada da kesinlikle eve geldiğimde annemden gelen ve hiç bir zaman sekmeyen 'Nerden geliyosun?'  sorusudur. Eve zaten gelmişim, ölmemişim, kaçırılmamışım, yaralı falan da değilim. O zaman ilk sorunun bu olmasına ne gerek var, bi nasılsın de be kadın, ya da hoşgeldin falan ne biliyim vardır ilk gelene söylenen daha normal şeyler. Sonrasında gelen soru da bununla yarışır ama: 'Kiminleydin?' Ebenin.... Anneye küfredilmez oluyor sonra da.. 'Ahmetle, Mehmetle, sarı çizmeli Mehmet ağayla, Ayşeyle, Fatmayla, komşunun kızıyla... Napıcaksın anne?' Gelen cevabın tonlaması bile herzaman aynıdır 'Bu kadar konuşacağına düzgün cevap verseydin şimdiye konu kapanmıştı!' Hayır haksız da değil aslında, söylesem rahatlayacak ama uyuzluk işte yapacak bir şey yok..

Muhabbetin içinde sorulan 'Ben kaç yaşında gösteriyorum?' sorusu da beşinci sırada yerini alır, acımaz! Hayır neden uğraştırıyorsun beni, söylesen nolucak heyecanı mı kaçıcak yaşının? En beceremediğim şeylerden biridir yaş tahmini. Ne desem diye düşünürüm sallarım ama alakasız çıkar kesin ve inadına da uzatır karşıdaki, bidaha tahmin etmemi bekler nasıl bir fantaziyse. Yukarı mı aşşa mı onu söyle bari diye de çemkiririm hatta sonunda, yaşını bulurum da o da rahatlar ben de. İşin uyuz yanı yaşı umrumda falan da değildir, kendini neden böyle triplere sokarsın be adam yada kadın her neyse.. Bir de bana sen 17 18 yaşında gösteriyorsun derler ya ağızlarının ortasına bir yumruk atasım gelir işte ve bu bir gün olacak bak demedi demeyin..

Bir de bir soru vardır ki beyin fırtınası geçirtir de nafile, ama altıncı sırada yerini alır: 'Bende bir değişiklik var mı?' Bu soru bir kere gelmiştir ya, kaçarı yoktur bulacaksın ya da bulamadığın için tribi çekeceksin ki ikisi de katlanılmaz hal alabilir inanın. Düşünürüm, düşünürüm, düşünürüm..... Acaba saçımı ki? yok kaşı mı,? ya da ojesi? elbisesi mi yeni? yok yok yeni ayakkabı? lens mi takmış? Sonunda da hiç bir şey bulamam çünkü değişiklik varsa da önceki halini hatırlayamam ki değişikliği anlayabiliyim. Ben daha dün akşam ne yediğimi hatırlamazken benden bu büyük beklenti neden onu da çözemem bir türlü.. Sonunda gözümün içine bakıp benden cevap bekleyen insana bir şey söylemem gerekir ve...: 'ıııııımmm boyun mu uzamış senin?'  gibi birşey çıkar ve karşıdakinin yüzü düşer: 'hayır bir milim incelmişim nasıl farketmezsin?' Mal olurum, dumur olurum, kafamı duvarlara vurmak isterim ve evet hep tribi çeken de ben olurum lanet olsun ki..

Yedinci sıraya geldiğimizde bizi bekleyen soru, sevgilisiyle tanıştırdıktan sonra arkadaşımın bana sorduğu 'Yakışıyo muyuz?' sorusu olur kesinlikle.. Hayır ne dememi bekliyosun ki? Çocuk çok çirkin ayrıca hiç de yakışmıyosunuz falan dersem yüzüme bakmazsın ki bir daha, kıskandım sanarsın büyük ihtimalle. Ya da üzülürsün falan saçma sapan gereksiz yere ne gerek var. 'Çok yakışmışsınız cidden çok beğendim, ayrılmazsınız umarım, Allah bir yastıkta kocatsın' falan bilimum saçmalarım napayım. Aslında soran da gerçeği istemiyodur ki, bunları duymak için soruyordur. Kendi içinde çekişmeler var da onu gidermek için beni seçme arkadaşım, sonunda birinize söyliycem 'Bok gibisiniz' diye o olacak! (Bu kısımın yakınımdakiler için geçerli olmadığını söylememe gerek yok sanırım :) ) Neyse devam edelim o halde..

Sevgilin vardır, böyle sarılmış güzel bi an yaşıyorsundur, biraz da romantik belki.. Tam da orada bir soru sorar ki herşeyin içine sıçar ve o soruda sekizinci sıradadır: 'Beni seviyor musun?' E be gerizekalı, sevmesem o az önceki içine sıçtığın resimde neden olalım. Nasıl saçma bir sorudur ki bu hala çözemedim. Hep düşünmüşümdür 'Yoo sevmiyorum onu da nerden çıkardın?' falan desem, ama böyle ciddi şekilde, o zaman napacak acaba. E seviyo olmanın verdiği salaklıkla 'Seviyorum tabi' cevabını da veriyor insan. İlişkinin içinde insan hakkaten çok salak oluyor ya hale bak! Bu soruyu duyduktan sonra ilişki tekrar gözden geçirilmeli, bi ara falan verilmeli böyle gitmez..

Dokuzuncu sırada da, çocukluğumdan beri kabusum olan soru olsun istedim: 'Bir havuzu 2 musluk 3 saatte yarısından biraz fazlasına kadar dolduruyor ve bir muslukta 5 saatte boşaltıyorsa, muslukların hepsini açtığımızda havuzun 3/85 ini kaç saatte doldurur?' Allahda belasını versin o havuzun musluklarını açanında kapatanın da. Küçükken bile gördüğümde küfretmeye başlardım, yapamazdım da zaten bir türlü. Hele şu boşaltan musluğu hiç anlamam. Amacın havuzu doldurmaksa bir yandan neden boşaltıyosun? Çözemiyodum, mantığım almıyodu böyle deliriyodum ya.. Sorunun yazdığı kağıdı parçalayıp yere atıp üstünde tepinmek falan geliyordu içimden,şaka değil. Evet, çocukluğuma inmek lazım diye boşuna demiyorum..

Vee son yani onuncu soru da en saçmaları ki can dayanmaz: 'Kiraz yer misin?' Ya bu soru sorulur mu? Böyle bir soru olmaması lazım bir kere. 'Kiraz yemek' cümlesinin soru kalıbı olmaması gerekiyor sevgili Türkçemizde. Yenmezmi kiraz ya, kiraz candır!.. Herkesler yesin, herkesler sevsin..
Kirazlar hiç bitmesin..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder